12 Temmuz 2013 Cuma

Nar ve kadın bolluk ve berekettir.

Kadın ; güzelliktir, asalet, zerafettir, güçtür kadın, renktir, bolluk berekettir.

Anadolu köylü kadınları üreten kadınlardır. Onlar tarla da bağda bahçede evde her an bir şeylerle  meşguldürler. Onlar "nar" gibi baktığınızda tekdir ancak aslında bir çok taneden oluşurlar. Evlat, eş, arkadaş, dost, Anne, aşçı  ve daha bir çok ismi var Anadoluda kadının . Akşam günün yorgunluğunu elinde harikalar yarattığı doğanın güzellikleri ile işlediği oyalarında bırakır ve yeni güne başlamak için huzurla yumar gözlerini. Nakış nakış işler hayatı Anadolunun kadını bambaşkadır rengarenktir,onun tüm renkliliğini başındaki yemeni sinden ,kolyesinde ki incelikten , duruşundaki asaletten anlarsınız.



13 Mayıs 2013 Pazartesi

Kelebekler


Kelebeğin asla bir şey yemediğini belki duymuşsunuzdur.Bu söz,sadece bazı kelebekler için geçerlidir. Bir tırtılın nasıl kelebek olduğunun hikayesi, sonradan kelebeğin hiç bir şey yemeyişinin nedenini yeterince açıklayabilir sanıyoruz.
Dişi kelebek hayatı süresinde, 100 ile birkaç bin arasında yumurta yumurtlar. Yumurtalarım yakınında bıraktığı bitki konusunda son derece titizdir. Bu bitki, onun soyunun devamı bakımından yararlı olacaktır. Belirli bir çevrede böyle bir bitkiden sadece bir tek olması bile dişi kelebeğe yeter.Yumurtalarını oraya, o bitkinin yakınına bırakır.
Yumurtalar açıldığı zaman, küçük, solucana benzeyen ,”tırtıl larvası” diye tanımlanan hayvancıklar çıkar. Başlangıçta, bunlar beslenerek büyürler. Birkaç kez deri (kılıf-gömlek) değiştirirler. Bu arada hiç durmaksızın yerler. Çünkü aldıkları besin sadece büyümelerini sağlamakla kalmayacak ,kelebek oldukları zaman varlıklarını sürdürebilmeleri için depo da edilecektir. Zamanla, alınan besin sayesinde kanatlar, bacaklar, emme boruları oluşur. Tırtıl,kelebek haline gelir.
Belirli bir zaman gelip çattığında, tırtıl değişme anının da geldiğini sezinler. Bu sezinleme,bir nevi içgüdüyle olur. Asılıp sarkacağı bir koza örer. Baş aşağı asılır ve tırtıl derisinden sıyrılıp bir “krizalid” halini alır.Krizalid,ipekten bir düğme izlenimi veren kozaya, vücudunun nihayetindeki keskin bir uçla asılıdır.
Krizalid haftalarca veya aylarca uykuda kalabilir. Bu süre, içten bir değişim geçirmektedir. Zamanı gelince,artık tam anlamıyla yetişkin bir böcek olup çıkmıştır. Krizalid kabuğundan çıkınca bir kelebek görünüşündedir ama, başlangıçta hemen uçamaz. Kanatlarının kuruyup yayılması, güçlenmesi için oturup saatlerce bekler. Uçuşa hazır olup olmadığını anlamak amacıyla ,kanatlarını hafif hafif öne arkaya hareket ettirir. Başka türlü söylemek gerekirse,uçuş kontrolü yapan bir uçak durumundadır. Sonra ilk uçuş için kanatlarını açarak havalanır.

VAV !

Vav!

İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır.

İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.

Kulluğun manası vavdadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir.

O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar. Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır.

Rabbi vav gibi mütevazı olsun ister kulları.

Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü Elifte kalmıştır.

İbrahim ateşte vavdır, Nemrut bizzat ateşe odun.

Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini.

İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında.

Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında?

Vavın elifle münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengeside o kadar düzgündür.

Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar.

Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur.

Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kainat.

Kayıkçının nasibi, Hafız Osman hediyesi


Kayıkçının nasibi, Hafız Osman hediyesi
Meşhur bir hikâyedir: Osmanlı Devleti'nin en büyük hat sanatı ustalarından biri Hafız Osman'dır. Hafız Osman, emekli olduktan sonra kafa dinlemek için o devrin en sakin semtlerinden biri olan Üsküdar'a yerleşir. Fırtınalı bir günde kayıkla Beşiktaş'a geçmek ister. Sahilden bir kayığa biner. Yol bitmek üzereyken kayıkçı ücretleri ister. Fakat Hafız Osman, yanına para almayı unuttuğunu fark eder. Tabii artık çok geçtir. Bir çare gelir aklına...
Kayıkçıya "Efendi, yanımda param yok, ben sana bir 'vav' yazayım; bunu sahaflara götür, karşılığını alırsın." der. Kayıkçı, yüzünü ekşitip söylenerek yazıyı alır. Bir zaman sonra kayıkçının yolu sahaflara düşer. Bakar ki yazılar, levhalar iyi fiyatlara alınıp satılıyor; cebindeki yazıyı hatırlar ve satıcıya götürür. Satıcı yazıyı alır almaz, 'Hafız Osman Vavı' diyerek açık artırmaya başlar. Sonunda çok iyi bir fiyata satar. Kayıkçı, bir haftalık kazancından daha fazlasını bu 'vav' ile kazanmıştır.
Gel gelelim, bir gün Hafız Osman karşıya geçmek istediğinde yine aynı kayıkçıyla karşılaşır. Yol bitmek üzereyken ücretler toplanır. Hafız Osman da parayı kayıkçıya uzatır. Kayıkçı, "Efendi, para istemez; sen bir 'vav' yaz yeter." der. Hafız Osman, tebessüm ederek cevap verir kayıkçıya: "Efendi, o 'vav' her zaman yazılmaz. Sen dua et başka bir gün para kesemi yine evde unutayım..." 

10 Nisan 2013 Çarşamba

''BARIŞ GÜVERCİNLERİ '' ŞİDDETE HAYIR KARMA SERGİSİ "9-25 NİSAN"

''BARIŞ GÜVERCİNLERİ '' ŞİDDETE HAYIR KARMA SERGİSİ
Bayrampaşa  Belediyesi sergi salonu 9-25 Nisan tarihleri arasında ziyaret edebilirsiniz.





















5 Nisan 2013 Cuma

Pumalar Hakkında


Amerika kıtasında yaşayan, “kugar” veya “dağ aslanı” olarak da bilinen yırtıcı bir memeli. Uzunluğu 120, kuyruğu 70 cm kadardır. Ağırlığı 120 kg gelenleri vardır. Dişileri daha küçüktür. Küçük ve yuvarlak başlı bu hayvanın görünüşü, dişi aslana benzer. Yelesiz, kısa tüylü postu, kırmızımsı kahverengi tondan, griye kadar çeşitli renkler alır. Burun çevresinin bir kısmı, kulak ve kuyruk ucu siyahımtrak, boyun ve karın altı beyazdır. Postu tamamen siyah olanlara nadir rastlanır. Yavruları siyah benekli doğarlar, geliştikçe benekler kaybolur.

Puma Familyası: Kedigiller (Felidae). Yaşadığı yerler: Amerika'nın dağlık ve ıssız sahralarında. Özellikleri: Boyu 1.5 metre, ağırlığı 120 kg kadar olabilen avcı bir memeli. Lekesiz postu, kahverengi-gri arasında değişir. İyi yüzücü, sıçrayıcı ve ağaca tırmanıcıdır. Ömrü: 20 yıl kadar. Çeşitleri: Yirmi yedi alt türü bilinmektedir.


Puma, mükemmel bir avcıdır. Usta sıçrayıcı, yüzücü ve ağaca tırmanıcıdır. Durduğu yerden 6 metre mesafeye sıçrayabilir. 18 metre yükseklikten yaralanmadan atlayabilir. Güney Kanada'dan, Kuzey Amerika'ya kadar uzanan bölgenin dağlık, bataklık, sahra ve yüksek ormanlarında yaşayan ve oralardaki mağaralarda barınan müthiş bir hayvandır. Geyiklerin düşmanı olarak tanınırsa da yaşlı ve üreyemeyen geyikleri avladığından, daha sağlıklı bir sürünün üremesini sağlar. Gündüzleri bir mağarada uyuklar, sazlıklarda veya ağaçların üzerinde dinlenir. Akşamları avlanır. Üreme devresinin dışında yalnız dolaşır.

Sessizce avına yaklaşarak arkadan saldırır. Ense kökü veya boynundan ısırarak öldürür, karnını deşerek barsaklarını çıkarıp gömer, ziyafetten sonra kalanını çalı-çırpı ile örterek gizler. Ertesi gün yeni bir av bulamadığı takdirde tekrar buraya döner. İnsanlara ve evcil hayvanlara saldırır. Diğer kediler gibi mükemmel bir vücut esnekliğine sahiptir. Vücudu kaslı ve çeviktir. Keskin tırnaklarını pençelerinin içine çekebilir. Avları oklukirpiden, öküze kadar değişebilir. Geyik, kurt ve genç ayılara düşkündür. Avcı ve köpeklerden kaçar. Kıstırıldığında ağaçlara tırmanır. Bu hareketiyse onun rahatça vurulmasını sağlar. Her mevsimde üreyebilir. Dişi 90 günlük bir gebelikten sonra, gizli bir inde 3-5 yavru doğurur. İki yılda bir ürerler, 20 yıl kadar yaşarlar. Küçükken evcilleştirilebilir. Büyüdükçe keskin tırnaklarıyla halı ve duvarları yırtarak zararlı olmaya başlar. 


Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

29 Mart 2013 Cuma

Kız Kulesi

Kız Kulesi Efsanesi


Kızkulesi Adası, Kubadabad Saltanat Kentinin haremliğiymiş. Ada da çevresi sularla çevrili bir kale ile, birbirinden güzel köşklerin ortasında yüksek bir kule varmış.

İşte bu kölede cariyeleri ile birlikte Selçuklu Sultanının güzeller güzeli biricik kızı yaşarmış .

Sultan, düşünde (başka bir rivayete göre falında) sevgili kızının yılan sokması sonucu öleceğini görmüş. Yaptırdığı ve Kaleye ve içinde kuleye kızını bunun için kapatmış. Öyle ki, kuleye yılan girmesinde diye beton borularla Anasmaslar’dan Adaya su ve süt akıtılmış. (Anılan iki sıra beton boruların kalıntıları günümüze kadar gelmiştir.)

Böylece yıllar yılları kovalamış ve günlerden bir gün güzel Sultan ateşlere düşüp hastalanmış. Ülkenin en ünlü hekimleri zor bulmuşlar devasını. Sevgili Sultan yeniden sağlığına, mutluluğuna kavuşmuş. İyileşmesini kutlamak için armağanlar yağmaya başlamış kuleye. Yaşlı bir köylü kadında bir sepet üzüm getirmiş. Meğer üzümlerin içinde bir küçük yılan varmış.

Yılan o gece uykuya dalan güzel Sultanı sokup öldürmüş.